En cahilimiz bile Japonların teknolojiksel mevzuların Einstein'ı olduğunu bilir. Ya da bilmez, bilemedim. Neyse zaten şu an önemli olan Einstein değil, Japonlar. Daha doğrusu Japonya depremi nezdinde yeniden gündeme gelen nükleer santraller.
Japonya, deprem sonrası büyük bir sürprizle karşılaştı. Öyle ki, 8.9'luk deprem esnasında bile, birer bilge edasında bekleyen Japonlar, nükleer santrallerinin sızıntı yapması sonucu Ferrarilerine atlayıp kaçmaya başladılar. Onların bu paniğini gören dünya, "hacı bu nükleer mevzusu karışık" dedi ve hepsi kendi topraklarındaki nükleer santral faaliyetlerinin durdurulması veya askıya alınması yönünde peşi sıra kararlar almaya başladı. (Almanya, İsviçre, ABD, Çin, Venezuela)
Olayın bizim siyasetimizdeki algılanışına gelmeden önce, olası bir nükleer sızıntının neler doğurabileceğini ve hatta 1986 Çernobil faciasının neler doğurduğunu kısaca bi geçelim.
Nükleer sızıntı sonucu çevreye yayılan ve kanserin birincil sebeplerinden olan radyasyon tam tamına 600 yıl boyunca doğada dolaşıyormuş. Hemen kısa bir hesap yaparsak, 1986 yılında Ukrayna'da gerçekleşen Çernobil faciasının etkilerinin bitmesine daha 575 yıl var, yani 2586 da finito!
Ukrayna nerede? Karadeniz'in karşısında. Türkiye'de en çok kanser olan bölge hangisi? Karadeniz. Karadenizli Kazım Koyuncu'nun kanser yüzünden erken gelen ölümünü hatırlayalım. O dönemde Kazım üzerinden konuşulmaya başlanan konu Çernobil Reaktör Kazası'nın Türkiye üzerindeki etkisiydi. Bunları ben uydurmuyorum, Türk Tabipler Birliği'nin "Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye'de Kanser" başlığıyla hazırlamış olduğu rapor söylüyor. Kısacası bugün kanser olan Karadenizlilerin çoğu, kanserlerini Çernobil kazasını borçludur! Kalan azınlıksa lahanaya..
Evrensel her mevzuyu bölgesel olarak ele almayı bırakıp, Çernobil'in dünya üzerindeki etkisine gelirsem: En yüksek radyasyona maruz kalan Çernobil personelinin büyük bir kısmı öldü. Facianın yaşandığı Kiev'de bulunan Çernobil bölgesine girişler bugün bile yasak. Kazadan sonra radyoaktif düzeyi yüksek sütlerden içen çocuklar yüksek radyasyon almış oldular. 1986-2002 yılına kadar olan süreçte, bu sütleri içen çocuklar içinde 4000’den fazla tiroit kanseri teşhis edilmiş. Hadi 3'ünü 5'ini ayırırsan bu 4000 çocuk tiroit kanserlerini Çernobil kazasına borçludur! Bunlar bizim bildiğimiz resmi sonuçlardan bazılarıydı. Ama söylenenlerle değil söylenmeyenlerle ilgilenmek her zaman daha doğrudur. Ee böyle düşününce de bugün hala Çernobil'in etkilerinin neden gizli tutulduğunu anlamak zor değil.
Şimdi bugün Japonya'da bir nükleer santral sızıntısı oluyorken, bütün dünya bunu izliyor ve nükleerin ne boktan bir şey olduğunu bir kez daha idrak ediyorken, bizde hiçbir hareket yok! Pardon var; Recep Tayyip Erdoğan "Akkuyu'da ki nükleer santral için kazmayı yakında vuruyoruz" diye açıklama yaptı.
O kazmanın VURULMAMASI için 4 sebep:
- Akkuyu'nun 25 km ötesinden Ecemiş Fayı geçiyor. Yani hemen yanı başında, yani nükleerin dizinin dibinde bir fay hattı var. Japonya'daki sızıntının sebebi neydi? Deprem!
- Nükleer santralin kurulmasından daha önemli bir şey var: Nükleer atıklar. Sen bu atıkları öyle alelade bir yere koyacaksan o zaman her yere nükleer santral de yapabilirsin, fark etmez. Hatta sızıntı mızıntı da önemli değil. Zaten sağın solun nükleer atık olmuş, sızıntı vız gelir! İtalya da neden nükleer santral yok. Çünkü nükleer atıkları için bir yer bulamamışlar. Ne tesadüf bizde bulamamışız ama kervan yolda düzülür hesabı kazmalar havada uçuşuyor.
- Gidip görmedim ama Akkuyu'nun yemyeşil bir cennet olduğunu söyleniyor. Sen gel yeşilin ortasına nükleer dik. Hiç olacak iş mi allasen..
- Alternatif enerji üretimleri mevcut. Keza rüzgar tarlaları nükleer enerjiyle aşık atabilir. Hem nükleer santral yapmaktan daha ucuz, hem de zararsız!



haber bülteninde izledim, sokaktaki vatandaşa nükleer nedir diye sordular, bir tek kuru yemiş demedikleri kaldı. geleceğimizi bilmiyoruz.
YanıtlaSil